SİNEMAYA YÖN VEREN FİLMLER: HALK DÜŞMANI
Sinema tarihinin bu ilk gangster filmi, suç filmi kavramının da önünü açmıştır. James Cagney gibi bebek yüzlü bir katili sinemaya armağan etmesi açısından ise bir hayli önemlidir.
Yıl 1909. Çok iyi arkadaş olan Tom Powers (James Cagney) ve Matt Doyle (Edward Woods), çocukluklarından beri monoton hayatlarından kurtulmak için fırsat kollamaktadırlar. Özellikle de Tom, kendisine kötülük yapanlara şiddetle karşılık vermektedir. 1919 yılı geldiğinde ise, Tom-Matt ikilisini bir çetenin üyeleri olarak görürüz. Karakterlerimiz zamanla yeraltı dünyasının aranan adamları konumuna gelmişlerdir. Tabii bu durum, her ikisi için de gangster savaşlarının ortasında ölüm tehlikesinde bir hayata işaret etmektedir.
Amerikan tür sinemasına ‘gangster filmi’ni armağan eden yapıt, artık suçluların sinemada kurmaca hikayeler yoluyla yansıtılacağını bildiren ilk eserdir. İşte bu durumun beş maddede portresi…
1-İlk gangster filmi
Sesli sinema dönemiyle birlikte yeni türlerin arayışına giren Amerikan sineması, 1. Dünya Savaşı’na paralel olarak ülkede üreyen gangsterlerden de rahatsızdı. Bu durumun Büyük Bunalım (Great Depression) döneminin içinde suç oranını arttırıp insan hayatına zarar verdiğini düşünüyorlardı. Zira 1930’ların tamamı Hollywood’da böyle bir buhran süreç hakim idi.
Bu sebeple de 1927 tarihli Joseph Von Sternberg imzalı “Underworld”ün ardından “The Doorway to Hell” (1930), “Halk Düşmanı” (“The Public Enemy”) ve aynı yıl içinde çekilen “Küçük Cesar” (“Little Ceasar”) üredi. Açılış jeneriğinin öncesine ‘ülkemizdeki suç oranını düşürmek için yapılmıştır’ ibaresini yerleştirerek gösterime giren yapıtlar, gangsterlerinin de sonda ölmeleri veya ölmekten beter olmalarıyla son bulmaktaydılar. Yani kötüleri cezalandırmayı hedefliyorlardı. Zira şiddet, o zamanlar ‘Hays Code’ adlı sansür sistemi sebebiyle özgürce gösterilemiyordu.
Bu filmlerin esas amacı ise; hikayeyi bir suçlunun, yani gangsterin ya da anti-kahramanın gözünden anlatmaktı. Bu doğrultuda da zaten mafyanın tetikçisi mertebesine ulaşırken, gangster savaşlarına da yol açan bu kişinin mücadelesi gözler önüne seriliyordu. Tabii bu gangster filmi geleneğininin içindeki ‘birey’ olma durumu, 1972’de “Baba”da (“The Godfather”) ‘mafya patronu’ mertebesi ile ‘epik gangster filmi’nin içine taşındı.
İlk gangster filmi olan “Halk Düşmanı” ise, alt ve üst açıları zaman zaman kullansa da esasen 1909-1920 arasında yaşamış bir gangsterin ve onun ortağının öyküsüne odaklanıyordu. Bu doğrultuda da 11 yılın içindeki zaman boşluklarını önemsemeden ve hatta onları bilinçli kullanarak; ailesi tarafından garipsenen ve hapse giren mücadeleci bir insanlık hikayesi anlatıyordu. Bu iskelet, biyografik film türüyle de yakın akrabaydı aslında.
2-Sessiz sinema etkisi
Bu tarihsel gevşekliğin ve aralara sokulan gazete küpürlerinin kullanılma sebebi, aslında sessiz sinemanın etkisiydi. Zira diyalogsuz bir görüntü bütünlüğü sağlamak, o zamanların film gramerinin ana özelliğiydi. Zaten filmin belgesel estetiğini benimseyen görsel yapısı da buna istinaden kuruluyordu. Öyle ki sessiz sinemada, birincil amaç belgecilikti.
Lafın özü “Halk Düşmanı”, daha çok sessiz sinemanın gramerini arkasına aldığı için ‘basit açılar’, ‘uzun planlar’ ve ‘basit kesmeler’den kurulu bir görsel dünya benimsiyordu. Bu sebeple de kara filmdeki chiaruscuro ışık tekniği, çatışma sahneleri ve cinayet sahneleri gibi şeyleri tam tersine göstermemeyi tercih ediyordu.
Bunların tamamı filmin ‘gerçeklik’ güdüsünü ortaya çıkıyordu. Zira belgeci bir üslubun yolunu izleyen sessiz sinema geleneği, bu uygulamayla da tamamlanıyordu. Buna istinaden de yapıtın 11 senelik bir periyoda yayılması, ister istemez gedikli bir senaryo getiriyordu. Ancak zaten bu, bilinçli bir tercihti.
3-James Cagney
1942 yılında Michael Curtiz’in yönettiği “Yankee Doodle Dandy” ile Oscar’a uzanan James Cagney, 1930’ların başında aslında yan rollerde kendine yer bulan bir oyuncuydu. İlk başrolünü ise bu filmde aldı. Bu durumun da hikayesi bir hayli ilginç aslında. Çünkü bu rol için ilk düşünülen isim Cagney değildi.
Tom Powers’ın arkadaşı ve suç ortağı Matt Doyle rolünü oynayacakken, yönetmen William A. Wellman’ı seçmelerdeki yeteneğiyle alt etmeyi başardı Cagney. Böylece Edward Woods’un kariyerinin, yan rollerin üzerine kurulmasını da sağladı.
1930 tarihli ilk sesli gangster filmi olarak anılan Archie Mayo imzalı “The Doorway to Hell”de de oynayan oyuncu, türe aşinalığını kabul ettirmişti aslında. İlk çıkışını ise elbette “Halk Düşmanı” ile yaptı. Tabii 1931 tarihli “Blonde Crazy”de de oynayarak suç filmlerinin has suçlusu olma işlevini kuvvetlendirdi. 1930’ların sonunda gelen “G-Men”, “Kükreyen Yirmiler” (“The Roaring Twenties”) ve “Kirli Yüzlü Melekler” (“Angels with Dirty Faces”) de bunun bir kanıdıydı. Zira bunlardan ilki, bayrağı Humphrey Bogart’a ve kara filme devretmesini sağladı.
Tabii 1931 tarihli Fritz Lang imzalı “M”de katil rolündeki Peter Lorre’un da Cagney ile aynı mizaca sahip olması aslında türün içindeki dengeleri sonradan alt üst etti. Zira Lorre, ‘kara filmlerin kötü adamı’ rollerini Cagney’den çaldı, o türe daha uygun olduğu için. Lorre’un “Malta Şahini”ndeki (“The Maltese Falcon”) kötü adam karakteri de bu durumun en bariz örneği zaten.
Cagney’nin, bebek yüzlü olsa da gizemli duran ve ne yapacağı belli olmayan o ‘palyaço’ gibi suratı, aslında gangsterlerin ya da suçluların tekinsizliğini ortaya koyuyordu. Bu sebeple de Lorre’un sonradan ABD’ye transfer olup, bu durumun işlevini yan rollerde görmesi anormal karşılanmamalı.
Ancak 1955’de Raoul Walsh’un yönettiği kara film “White Heat” ile geri döndü ‘bebek yüzlü katil Cagney’. Böylece gizem dağıtmaya devam etti. Milos Forman imzalı müzikal “Ragtime” ise son filmi oldu. Zira Cagney, 1986’da hayata gözlerini yumuyordu…
4-Göstermeden vurmak
Göstermeden vurmak üzerine kurulu bir gangster filmi olan eser, yönetmen William A. Wellman’ın cinayet sahnelerindeki becerikli uzun planlarıyla aslında ‘locked-down shot’ tekniğinin de ilginç ve zeki örneklerini verdi. Sonradan bu tekniğe Takeshi Kitano, Zeki Demirkubuz gibi minimalist yönetmenlerde de rastladık. Zira esas amacı gerçekleşen bir olayı takip etmeyen bir kamerayı olduğu yerde sabit tutarak, ses ile etki yaratmaktı. Tabii sonradan bu teknik, söylediğimizden de anlaşılacağı üzere ‘minimalist sanat sineması’na transfer oldu.
Bu kullanıma filmden; piyano başındaki adamı vuran Cagney’den uzaklaşan kameranın kapıdaki ortağına kesmesi, bankaya giren Cagney’nin orada yaptıklarını göstermemeyi amaçlayan kameranın dışarıda beklemesi ve durumdan ancak atış sesleriyle haberdar olmamız ile ilk koşuşturmada polislerin peşine düşen gangster karakterinin bir sonuç alamaması örnekleri verilebilir.
Hepsi de o dönemin en basit şiddeti bile doğru bulmayan Hays Kod adlı sansür sisteminin yarattığı aslında zeki yönetmenlik numaralarının yolunu açar. Bu da bizi çoğunlukla kara film ile gangster filminin köklerindeki entelektüel ve stilize dokunun üzerine götürür. Bir diğer taraftan da boşluğun korkutucu bir politik ve psikolojik bütünlük oluşturmasını sağlar.
Tabii chiaruscuro ışık tekniğinin de o zamanlar ‘öteki’ konumundaki katiller için çok fazla kullanılamadığını belirtelim. Zira sansürcü düzen buna izin vermiyordu. Ancak bir yıl sonra “Yaralı Yüz”de (“Scarface”) en azından daha aktif hale geldiğini görebildik.
5-Takipçileri
İlk dönemde peşinden gelen “Küçük Ceasar”, “Yaralı Yüz”, “G-Men”, “Kirli Yüzlü Melekler”, “Kükreyen Yirmiler”, “Dillinger” (1945), “Baby Face Nelson” (1957), “Pretty Boy Floyd” (1960) gibi filmleri etkilemiştir. 1973 tarihli John Milius imzalı “Dillinger” ile bu hafta vizyona giren Michael Mann’in “Halk Düşmanları”nın (“The Public Enemies”) da aslında gelenekçi gangster filmlerine saygı duruşunda bulunduğu söylenebilir.
70’lerde devreye giren epik gangster filmleri de elbette “Halk Düşmanı”na çok şey borçlu. Bunlar arasında “Baba” (“The Godfather”), “Bir Zamanlar Amerika’da” (“Once upon a time in America”) ve “Sıkı Dostlar” (“Goodfellas”) öne çıkıyor.
Tabii bir de James Cagney’nin sahne kimliğinin Malcolm McDowell’ınkini andırması sebebiyle “Otomatik Portakal” için de ciddi bir esin kaynağı olduğunu ekleyelim. Buradan da Paul Mcguigan’ın “Gangster No.1” isimli filmindeki Mcdowell’ın gangster karakterine ve yapıtın ismine uzanabiliriz. Geçen yıl piyasaya çıkan ve ABD’de ‘Public Enemy No.1’ ismiyle gösterilen Fransız filmi “Ölümcül İçgüdü”nün (“L’Instinct du Mort”) de kaynağında “Halk Düşmanı” yani “The Public Enemy” var.
Nereden bulabiliriz?
Türkiye’de DVD’si çıkmayan filmin, Scorsese’nin yorumlarını da bulunduran özel bir retro belgesel içeren DVD’sini amazon.com’dan elde edebilirsiniz. Ürün, İngilizce altyazı da bulunduruyor.
Kimlik:
Halk Düşmanı (The Public Enemy)
Yapım yılı: 1931
Yönetmen: William A. Wellman
Oyuncular: James Cagney, Jean Harlow, Edward Woods, Donald Cook, Joan Blondell
Senaryo: Kubec Glasmon, John Bright (Harvey F. Thew’ın uyarlamasından)
Önemli Ödül Adaylıkları: 1932’ Oscar: En İyi Hikaye
Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresinizi girin sitemize yeni eklenen içerikten haberdar olun...
bugunce.com - Güncel Haberler saç modelleri yetenek sizsiniz yetenek sizsiniz türkiye 2012 Saç Modelleri